nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Araba Sevdası 125 Yaşında

Araba Sevdası 125 Yaşında   Bihruz Bey, Fransızca Hocası Mösyö Piyer’den ona aşk hikayeleri okumasını ister. Kamelyalı Kadın’ı çoktan bitirmişlerdir. Ardından Jean-Jacques Rousseau’nun Yeni Heloise adlı romanı gelir. Getirdiği her yeni kitabı Bihruz Bey’e, aldığından daha yüksek bir fiyatla satan, Çamlıca’daki köşkün sofrasında çeşit çeşit yemeklerle karnını doyuran Mösyö Piyer, beyin bu sevdalı halinden çok memnundur. Bihruz’un yanıp tutuştuğu aşkın bitmesini hiç istemez. Sabahlara kadar okuduğu aşk romanlarından bahseder, romantik  aşk dizelerini tekrarlar. Bihruz Bey’in alafranga tutkusunun anlatıldığı Araba Sevdası adlı roman, Recaizade Mahmut Ekrem tarafından 1889 yılında yazılır. Romanın mukaddimesi (önsözü) bile yazılmasına rağmen, fen dergisinden ziyade zamanla etkin bir edebiyat dergisi haline gelen Servet-i Fünun’da tefrika edilmesi için bekler. Recaizade Mahmut Ekrem, Batı edebiyatı etkisinin görüldüğü eserlerin sahibi, Tanzimat devrinin önemli yazarlarından biridir. Boğaziçi’ndeki bir yalıda dünyaya gelen Ekrem’in babası, üst düzey mevkilere yükselmiş bir devlet adamıdır. Ekrem, dönem yazarlarının birçoğu gibi şiir, roman, tiyatro oyunları yazmış; ayrıca Galatasaray Sultanisi ve Mektebi Mülkiye’de öğretmen olarak görev yapmıştır.  Adı Namık Kemal ve Abdülhak Hamit’le birlikte anılır. Araba Sevdası, roman kahramanımız Bihruz Bey’in Koşuyolu-Tophanelioğlu Caddesi yakınlarındaki köşkünden çıkıp Çamlıca’daki “Halk Bahçesi”ne doğru araba sürmesiyle başlar. Yeni aldığı atlı araba hakkında romanda geçen satırlar şöyledir: “Araba filhakika o senenin moda rengi olan gayet açık tatlı sarıya boyanmış, yan tarafları beyin isim ve mahlasının ilk harflarını havi yaldızlı birer marka ile muvaşşah, tekerleklerinin çubukları incecik fakat kendisi ziyadesiyle yüksek, zarif ve nazik ve amirane bir tâbir ile kız gibi bir şey idi”. Bihruz Bey onaltısında İstanbul’a geldiğinde, üç şeyi yapmayı koymuştur kafasına. Öncelikle bir arabası olacak ve onu kendi kullanacaktır. İkinci olarak, batılı beylerin hepsinden daha süslü giyinip gezinecektir. Son olarak da, gittiği berber, terzi, kunduracı ve gazino garsonlarıyla Fransızca konuşacaktır. Bihruz Bey’in atlı arabasıyla, son derece şık olarak gittiği “Halk Bahçesi”; yeniliklerle dolu, içerisinde havuz ve gazino olan, Cuma ve Pazar günleri kadın ve erkeklerin hücum ettiği bir bahçedir. Bihruz Bey orada sarışın bir kadına aşık olur. Romanda anlatılan bahçenin; Mustafa Fazıl Paşa Köşkü’nün hemen karşısında ve Paşa tarafından yaptırılıp halka açılan bir yer olduğundan bahsetmeden geçmeyelim. Dönemi anlamak için, Mustafa Fazıl Paşa’nın kim olduğu üzerinde de kısaca duralım. Mustafa Fazıl, Padişah Abdülaziz döneminde vezir olmuş, farklı devlet yönetimlerinde bulunmuş, ünlü Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın torunu olan paşadır. Şair, yazar ve müzisyenleri yakından desteklemiş; konağında, yalısında ve köşkünde ağırlamıştır. Köşkünün, diğer Çamlıca köşkleri gibi yok olup yerine betonarme bir iş merkezi yapılmış olmasına şaşırmadan ve içimizde derin bir acısıyla romanımıza dönelim. Bihruz Bey’in aşkı, Mösyö Piyer’in romanlardan okuduğu aşkların ta kendisidir. Halk bahçesinde karşılaştığı sıradan ve doğal kadın Periveş, Fransız romanlarındaki kadın karaktere benzeyip, başka bir hale bürünecektir Bihruz Bey’in zihninde. Bihruz Bey ona mektup yazmak için yarım yamalak Fransızcası ile çeviriler yapacak, şiirsel mektuplar yazacaktır. Arkadaşı Keşfi’nin Periveş hakkında söylediği bin bir yalanı anlamayacaktır. Kendi anlatısını yaratan Bihruz, görmeyerek kırıp döktüğü eşyalar ve duymadığı yalanlarla, anlatıcı için kör ve sağırdır. Araba Sevdası’ nın bazı sayfalarını okurken, Don Quijote’nin, okuduğu romanların etkisiyle zihninde yarattığı sevgilisi Dulcinea için yollara düşmesi, serüvenlere atılması aklıma geldi. Bihruz Bey de,  ona olan aşkının zerre kadar farkında olmayan Periveş’in ardından koşturur, onun için söylenenlerin izini sürer, peşini bırakmaz. Olmayan ikizini takip ederek hikayesini sürdürür. Recaizade Mahmut Ekrem, Cervantes’in romanını okumuş muydu bilmiyorum; ancak Don Quijote romanın başlangıcı olarak kabul edildiğine göre, Araba Sevdası’sı da, hak ettiği üzere, Osmanlı’nın ilk modern romanı unvanını rahatlıkla alır. Araba Sevdası, ne bir nasihatle biter, ne acı ya da mutlu sonla. Çoğu romanda rastlanan final Araba Sevdası’nda yoktur.  Ahmet Mithat Efendi’nin Hayal ve Hakikat romanının sonuna okuru bilgilendirmek için eklediği Histeri hakkındaki yazıyı hatırlarsak, burada bunun tam tersi bir durumla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir. Anlatılan modadır, geçicidir, gerçek değildir, hafiftir, havaidir. Aslında bütün roman, Tanpınar’ın söylediği gibi bir “şaka” ya benzer. Yazılışının 125. Yılında Araba Sevdası romanını ve yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’i bir yazıyla andığımız için çok memnunum. Haftaya, bir kadın yazarımızın Servet-i Fünun’da yayınlanmış bir Aşk hikâyesiyle birlikte olacağız.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 10/06/2014 by in BirGün Yazıları and tagged , , , , .

Twitter’dan..

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

Mahmut Yesari, 1920'lerden öldüğü 1945 yılına kadar sürekli roman öykü tiyatro yazmış. Bugün unutulmuş, kimse okumuyor, kitapları basılmiyor. NEYYA edebiyat laboratuvarinin gözdesi  Mahmut Yesari 2016 da Papirüs dergisinde. Yazarlarımızi unutturmayacagiz.

Zero sergisini görerek  yeni bir sıfır ekledim. Yeni IBAN numaram...

Semahane imiş.

Bu bir aktar dükkanı. Dışarıda yaprak tarhana asılı. Kefen ve cenazeyle ne ilişkisi var.

Küçük bir Selçuklu camii

Papirüs Dergisi çıktı.  Dosya konusu Don Quijote ile Türk Edebiyatı karşılaştırması ve Bizim Don Quijote. Baska Edebiyat'ta ise Ermeni Edebiyatı var.  Çok emek verildi. Çaba sarfettim.  Didik didik okunmasını isterim.  Her türlü yorum ve eleştiriyi bekliy

Diğer Fotoğraflar
%d blogcu bunu beğendi: