nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Puşkin’in Bahçesaray’ına neler oluyor

“Kırım’da su yok, Kırım’ın kullandığı bütün su Ukrayna’dan geliyor, Kırım 16 Mart’ta yapılacak referandum sonucunda Rusya’ya bağlanırsa ve tamamen Rusya’nın kontrolüne geçerse,  susuz kalıp kırılacak.”   Ağzından dökülen bu sözlerin yanında gözlerinde kararlı bir acı hissedilen o kadınla, Rus edebiyatını baştan sona, bütün yazar ve şairleriyle tanıması dolayısıyla tanışmıştım. İstanbul’a Bahçesaray’dan gelmişti.

Bahçesaray kentinin adının, çok sevdiğim Rus şairi Puşkin nedeniyle değiştirilmediğini öğrenince merakım iyice arttı. Modern Rus Edebiyatının kurucusu sayılan, ülkesinin en büyük şairi olarak adlandırılan Puşkin, 19. yüzyıl Rus yazarlarının en ünlülerinden biridir. Şiirlerinde günlük dili kullanan ilk şairdir. Romantik çağdaşları arasında Byron ve Goethe’nin adı geçmektedir. Yüzbaşının Kızı, Yevgeni Onegin gibi eserlerin yazarı, romantik Puşkin, sürgün olarak geldiği Bahçesaray’da,  “Gözyaşı Çeşmesi”nin öyküsünden çok etkilenir ve üzerine bir şiir yazar.  Dönemin hükümdarı Giray Han’ın, kara sevdayla tutulduğu güzeller güzeli Prenses Maria’nın ölümü üzerine,  Hansaray adındaki sarayının bahçesine yaptırdığı çeşmedir bu. Aleksandr Sergeyeviç Puşkin’in-Rusçanın onun şiir yazması için icat olunduğu söylenen büyük şairin,  “Bahçesaray Çeşmesi” adlı şiirinden:

Ah! onu yaşarken mezarına ne koydu?

Bu ümitsiz esirliğin kaygısı mı ne…

Hastalık mı, yoksa diğer bir keder mi?

Kim bile? O bu dünyayı tez terk etti.

 

Hansaray’ı hüzünlenip, bomboş kaldı;

Kırım-Giray yine gitti onu bırakıp;

Tümen tümen askerleriyle yad illere,

Yad illere yola çıktı sefer başlatıp yine.

 

 

Sovyetler Birliği döneminde çoğu yer ismi değiştirilir. Nazım Hikmet’in ondan çok şey öğrendiğini söylediği büyük şairin, şiirine adını vermiş olması nedeniyle, Bahçesaray adı olduğu gibi korunur.

Puşkin’in sürgününden yıllar sonra, son derece hüzünlü bir başka sürgünü ise Bahçesaray’ın ve bütün Kırım’ın Tatarları yaşar. Nazi işgali sırasında işbirliği yapıldığı söylenerek ihanetle suçlanan 300.000 kişi, Orta Asya’ya gönderilir. Yarısı hastalıktan ve açlıktan kırılır. Edebiyatsever dostumun doğduğu yer de Özbekistan’dı… Tıpkı annesi ve babası gibi. Babaanne ve dedesi, 1944 yılında Stalin tarafından Sibirya’ya, Orta Asya’ya, Urallara gönderilenler arasındaydı. Sovyetlerin dağılmasından sonra, sekiz yaşındayken ailesiyle birlikte Bahçesaray’a dönmüş; şehrin dışında yapılan apartmanlarda oturmuşlardı.

Koleji bitirdikten sonra Üniversite’de okumak üzere Türkiye’ye gelmiş, evlenmiş. Bugün iki çocuğu var ve beş dilde konuşabiliyor: Tatarca, Rusça, Ukraynaca, İngilizce, Türkçe. Evde annesiyle ve çocuklarıyla Tatarca konuşuyor. ”Kan dökülmesini istemiyorum” diyor. “ Kırım’da yaşayanlar % 13 (13 faiz diyor, önce anlamıyorum; sonra yüzdenin böyle söylenmesi hoşuma gidiyor)Tatar, % 30 kadar Ukraynalı; geriye kalan Rus. Barış olmalı, mutlaka barış olmalı” derken heyecanlanıyor, önündeki suya doğru uzanıyor. Daha rahatlamış görünüyor. “Çünkü benim annem Karay, Hazar Türklerinden, Karayimler de deniyor. Babam Tatar, Yengem Rus, damadımız Ukraynalı. Herkes iç içe, birlikte yaşıyor ve böyle olmaktan mutlu.” Eskişehir’de yaşayan akrabalarıyla da zaman zaman görüştüklerini söyleyip bütün karışıklığın politikacılar tarafından yaratıldığını ekliyor. Ardından sözü Küçük Kaynarca Anlaşmasına, 1774’te imzalanan ve Kırım’ın Osmanlı’dan ayrılmasına neden olan anlaşmaya ve Cengizhan’ın 21. kuşaktan torunu olan Kırım Hanı Şahin Giray’a getiriyor. Tarihte ve bugün, Kırım’ın Karadeniz’e hakim olan bir yarımada olması nedeniyle karıştığının altını çiziyor. Bahçesaray’daki akraba ve arkadaşları ile görüşmelerini sorduğumda, çok üzüntülü ve tedirgin olduklarını ekliyor. “16 Mart Referandumunun sonuçlarını bekliyorlar” diyor. Birlikte Hansaray’ın fotoğraflarına bakıyoruz. “Bahçesaray Çeşmesi” nin devamını okuyoruz.

O yine de şiddetli, kasırga savaşlarda

Küskün bir şekilde at oynatmakta idi,

Lakin hanın yüreğinde başka türlü

Duyguların gizlice alevleri yanmakta.

 

Çevresine şaşkın şaşkın bakmakta;

Bir şeyden korkar gibi benzi atarken,

Kendi başına söylenir ve ara sıra

Gözyaşını durmadan akıtmakta…

 

Ah aşk çeşmesi, ah hüzün çeşmesi;

Dinlerdim taş dudaklarından hikâyesini

Ah uzaktır, acı ve mutluluğun parçaları,

Fakat Maria’dan hiçbir söz çıkmadı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09/06/2014 by in BirGün Yazıları and tagged , , , , .

Twitter’dan..

Hata: Twitter yanıt vermedi.Lütfen birkaç dakika bekleyip bu sayfayı tazeleyin.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

Mahmut Yesari, 1920'lerden öldüğü 1945 yılına kadar sürekli roman öykü tiyatro yazmış. Bugün unutulmuş, kimse okumuyor, kitapları basılmiyor. NEYYA edebiyat laboratuvarinin gözdesi  Mahmut Yesari 2016 da Papirüs dergisinde. Yazarlarımızi unutturmayacagiz.

Zero sergisini görerek  yeni bir sıfır ekledim. Yeni IBAN numaram...

Semahane imiş.

Bu bir aktar dükkanı. Dışarıda yaprak tarhana asılı. Kefen ve cenazeyle ne ilişkisi var.

Küçük bir Selçuklu camii

Papirüs Dergisi çıktı.  Dosya konusu Don Quijote ile Türk Edebiyatı karşılaştırması ve Bizim Don Quijote. Baska Edebiyat'ta ise Ermeni Edebiyatı var.  Çok emek verildi. Çaba sarfettim.  Didik didik okunmasını isterim.  Her türlü yorum ve eleştiriyi bekliy

Diğer Fotoğraflar
%d blogcu bunu beğendi: