nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Hurufumuz Yunanice Türkçe Meram Eyleriz

Mahmut Yesari’nin Bir Namus Meselesi adlı ilk romanı, 1920 yılında Reşat Nuri’yle birlikte çıkardıkları Kelebek adlı dergide tefrika edilerek her hafta okuyucuyla buluşmuştu. Benim romanla buluşmam ise, geçen yıl hummalı bir şekilde çalıştığımız Mahmut Yesari Sempozyumu esnasında gerçekleşti. Yirmiden fazla romanını okumuştum Yesari’nin; ama yeni alfabeye çevrilmemiş, Beyazıt Kütüphanesi’nin tozlu arşivi içinde kalmış bu ilk romana duyduğum merak başlattı her şeyi. Celil Kazım, Rasih Nevres gibi karakterler beklerken, daha ilk satırda karşıma; hiç duymadığım Ağapiyadi, Petraki gibi isimler çıktı- üstelik Hacıoğlu Ağapiyadi. Babası Hacı olarak tanınan Ağapiyadi’nin konuşması ise tam bir Kayserili Türkçe’siydi. Çocukluğumda izlediğim siyah beyaz filmlerden gelen, Vahi Öz’ün sesinden kulağımda kalan dilin ortasına düşmüştüm. Sevgili Mahmut Yesari yine yapacağını yapmış, ağzım bir karış açık, şaşkınlık içinde eski alfabenin önüne atıvermişti beni.

“ Sabahlar Kalimera Yuvanaki Çorbacı! Gayri seninle başımız derde girdi” yazısını sökerken, benim başım Anadolu’nun hangi halkına doğru uzanmaktaydı? Arpacı Yorgi, Tellal Kiryako, Zahireci Vasilaki, Çırak Pandeli gibi esnaf karakterler, “Hristo’nun gazabına uğrayayım” diye yemin ediyordu. Onların; katık ettiği zeytinin çekirdeğini tekrar fıçıya koyan, arpa çuvalına kırık taş dolduran ünlü Kayserili kurnazlığı, günde bin çeşit hile icat etme halleri hikaye edilirken, İstanbullu Rumlardan farklı olan yanları da romanın satır aralarına giriyordu: “İstanbul’a gideli bizim dayının işi gucü değel lisanı bile bozulmuş! Dünya alemin bildiği” garı” ya “karı” diyor… Gırk yıllıh “basdırma”nın adı “pastırma” olmuş. Gozü batası yer, zararı yalnız adamın kesesine değel, öz ana diline bile dohunuyor.” Kayseri’de bakkallık yapan, ardından yolları İstanbul’a düşen bu iki sevimli kahramanımız Ağapiyadi ve Petraki’nin, kendine özgü Türkçe konuşan, Hıristiyan inancına sahip Karamanlılar’dan başkası olmadığını anlamam için çok zaman geçmedi.

1924 yılında yapılan mübadele ile hepsi Yunanistan’a gönderilen Karamanlılar’ın ilk izleri, orta Anadolu Bölgesi’nde 13. yüzyıla kadar gidiyor. Hıristiyan Ortodoks olan bu insanlar Türkçe konuşuyor, Yunan alfabesi kullanarak Türkçe yazıyor. Konya, Niğde, Kayseri, Ankara, Nevşehir, İçel, Kırşehir illerini kapsayan topraklarda bir süre varlığını sürdüren Karamanoğlu Beyliği’nden dolayı Karamanlı adını alan halkın köklerine ilişkin iki görüş var. İlkine göre; Anadolu’ya gelen ve Orta Anadolu’ya yerleşen bazı Türk boyları, Hıristiyan dinini kabul etmiş ve Osmanlı Devleti döneminde, yıllarca, hem Türkçe olan dillerini hem de Ortodoks inançlarını yaşatmışlar.

İkinci görüşe göre ise Karamanlılar, Evliya Çelebi’nin dediği gibi Urum’du. Karamanoğlu Mehmet Bey’in  “Bugünden sonra hiç kimse divanda, dergahta, bergahta, mecliste ve meydanda Türkçeden başka dilde söz söylemesin.” fermanına uymak zorunda kaldıkları için kendi dillerini bırakıp sadece Türkçe konuştular.

Karamanlıca adı verilen dil, Türkçe’nin Yunan alfabesiyle yazılması sonucunda ortaya çıkmıştı. İlk örneklerine 15. yüzyılda rastladığımız Karamanlıca kitaplar, 19. yüzyılda en verimli dönemini yaşamış, farklı konularda çok sayıda kitap basılıp yayımlanmıştı. Kendine özgü bir kültür oluşturan Karamanlılar, kendileri için şunları söyler: “Gerçi Rum isek de Rumca bilmez Türkçe söyleriz / Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz / Öyle bir mahludi hatt ı tarikatımız vardır/ hurufumuz Yunanice Türkçe meram eyleriz.”

Mahmut Yesari’nin ilk romanı Bir Namus Meselesi üzerinden, edebiyatın uzandığı alanı düşünmeye başladım. Yazılan her eserin, hayal gücünün yardımıyla oluşturulan kurmaca anlatı ile, yaşanılan bin bir türlü hayata, insana, kültüre, dile anlam verdiğini yeniden hatırladım. Yıllarca önce yazılmış ve unutulmuş bir romanla bir biçimde karşı karşıya gelmeniz, size hiç bilmediğiniz ya da çok az tanıdığınız yeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Tarihi, kültürü, dili, yaşam tarzını, yazının estetik bütünlüğü içinde yeniden görüyorsunuz. Mahmut Yesari’ye, bu kez Bir Namus Meselesi romanı için minnettarlığımı sunarken, onunla aynı dilde yazmanın haklı gururunu taşıyorum.

Romanın yeni alfabeye çevirisini tamamlayıp telif sürecini beklediğim şu günlerde dileğim; Bir Namus Meselesi’nin, eğlenceli ve muzip yanı kadar, yakın tarihin önemli bir yüzünü ortaya koyan yanıyla da bugünün okuruyla bir an önce bulaşması.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 09/06/2014 by in BirGün Yazıları.

Twitter’dan..

Hata: Twitter hesabının erkese açık olduğundan emin olun.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

%d blogcu bunu beğendi: