nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Tarihin Ayak İzinde

Cuma Sabahı elimdeki akıllı biletime otuz liralık kontür ilave ettikten sonra Sercan‘ı Kadıköy İskelesinde buldum. Dün geceden İstanbul anıtlarının öykülerini anlatan kitabını çantasına koyduğunu söyledi. ”Atmeydanı ile Sultanahmet Camiini ben anlatacağım” derken çok heyecanlıydı. Saat 9’u biraz geçmesine rağmen henüz diğerleri gelmemişti ve gözümüzü alamadığımız ön taraftaki dev karınca maketlerinin yanına gidip dokunabilirdik. Doğayı korumak amacıyla yapılmış ve meydana dağınık konmuş bu sevimli karıncaları çok sevdik. Ancak soğuktan korunmak için girişin tam ortasında yer alan ve kasede mısır satan büfenin arkasına geçtik. Son yılların modası olan böyle mısır yeme haline hiç aşina değildik. Hepimiz ellili yaşları çevirmeye başlamıştık. Koşturarak bindiğimiz vapurda oturduktan sonra Zeliha, pazar günü şehir turuna katıldığını söyledi, edindiği taze bilgileri bize aktaracaktı. Üstelik gideceğimiz kahvaltı mekanı için şehir fırsatı denen bir internet sitesinden yarı yarıya indirimli olarak yer ayırtmıştı. Rehberlerimiz not aldıkları kağıtlarını birbirlerine gösterirken karşı koltukta oturan bizler başka sohbetlere dalmıştık bile.

Tramvaydan inip At Meydanındaki üç sutunu dolaştıktan sonra saptığımız sokakta yıkılmakta olan ahşap evin önündeki adam, tarihi mekanlara yapışan kenelerden söz etti eliyle tam karşıdaki yapıyı gösterip. Gerçekten iki yanında çok eski duvar kalıntıları görünüyordu.

Gri gökyüzü ile gri denizi camekanın ardında gösteren manzaralı masadaki yerimizi aldığımızda sayımız tamamlanmıştı. On bir.  Yapılan işler, emeklilik halleri, uğraşlar ve şüphesiz çocuklar konuşuldu. Sezin, çalışmayı bu kadar çok sevmesinin göstergesi olarak, evden çıktığında ağrıyan kollarının  işyerine ulaştığı anda daha arabadan inmeden kesildiğini söyledi. Nakşıser ile bu yıl yaptığımız ortak sanat etkinliklerden sonra önümüzdeki yıl için hemen oracıkta bir edebiyat programı fikrini ürettik. Klasik kahvaltı tabağı yanında omlet ve farklı menemenimiz de vardı. Hayatımdaki uzun kahvaltılardan biriydi ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan dışarı çıktığımızda yağmur başlamıştı. Muradan adlı bu yerin bahçesindeki eski duvar taşlarını çıkarken gördüm. Tam karşısında Mozaik Müzesini ilk kez gördüğümüz için merak ederek Ayasofya’ya doğru yol aldık. Müze kartlarımızı oradan alacak ve  bu kilise-cami-müze yapısını dolaşacaktık. Gişe önünde yağmur altında sıra beklerken Berrin‘in beş yıldır devam ettiği resim atölyesinden, empresyonist tarzda yaptığı resimlerden konuştuk.

Ayasofya’nın içi dışarıdan daha soğuktu. Rehberlerimiz hem mimari ve tarihi bilgi yanında, okudukları hikayeleri aktardılar. Hülya, ilkokuldan bu yana ilk kez geldiği bu mekanda olmaktan çok memnundu. Arada voleybol oyuncusu kızı ile lise sınavına girecek oğlunu anlatırken duyduğu çoşku ise daha başkaydı. En son kardeşimin eşi Amanda ve annesi ile geldiğime göre altı yıldır gelmediğimi düşünürken ilk kez içerisini iskelesiz gördüğümü fark ettim. İçeride üşüyordum ve hasta olabileceğim için tedirgindim. Üst kata İmparatoriçe yolundan çıkarken Şaziye, kızının yakında evlenmesiyle yalnız kalacağından söz etti. Hiç tedirginlik duymadığını ekledi. Hem belli mi olur bakarsın hemen anneanne olup bebek bakardı. Meşhur İsa, Meryem ve Vaftizci Yahya mozaik tablosu önünde bir süre vakit geçirdik. Çıkış kapısının arkasında kalan mozaik tabloda İmparatorlar İsa’ya sunulan Ayasofya ve İstanbul karşıdaki aynadan yansıyordu.  Bir şehri sunmanın felsefi uzantıları kim bilir neler olur?

Aklımızda kalan Mozaik Müzesine doğru yağmurla birlikte koşturduk. Yukarıdaki teras kısmından aşağıdaki insan, hayvan, ağaç motiflerinden oluşan büyük mozaik taban çok güzel görünüyordu. Duvardaki bilgi yazılarında söz edilen saray Ayasofya’dan denize kadar uzanan eski Bizans sarayıydı ve bu mozaikler oradan toplanmıştı. Nermin ile beraber uçak yapımında kullanılan bir teknolojiyle mozaiklerin bu hale geldiğini okuduğumuzda heyecanımız arttı, müzeden çıkamadık. Oysa diğerleri yakındaki bir yere gidip sıcak çaylarını yudumlamaya başlamışlardı bile.  Neşeli sohbetlerinde anlattıkları ise sipariş almak için gelen garsonun Serap‘a  üniversite hocası olup olmadığını sormasıydı. Pek çok kişi ona aynı soruyu sorduğundan dolayı,  yanlış meslek seçmiş olduğunu düşünüyordu.

Sultanahmet’e gelip köfte yemeden dönülemeyeceği için yönümüzün neresi olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Günümüz başbakanı tarafından imzalanan, lokantayı öven yazının önündeki masada yaptığımız sohbette fakülte hocalarımız, forumlar, patlayan silahlar, atılan taşlar, 16 Mart katliamı, çekilen acılar vardı.  Hep birlikte tramvay durağına çıkış kapısından girmeye çalışırken Işıl,  gün boyunca yaptığımız beceriksiz halleri hatırlatınca gülmekten gözümden yaşlar geldi. Ne olursak olalım, kendimizle dalga geçebiliyor olmamız ne büyük bir erdemdi. Biz İşletme80’liler tarihin ayak izlerinde dolanırken aslında kendi ayak izlerimizi bulmuştuk. Üstelik öylesine belirgin izler bırakmışız ki aradan geçen onca yıla rağmen daha dün gibi aynı izlerden yürüyüp yol alabiliyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 20/03/2011 by in Yazıları.

Twitter’dan..

Hata: Twitter hesabının erkese açık olduğundan emin olun.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

%d blogcu bunu beğendi: