nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Yaşamak Sevdalı Olmaktır

Harfler ve sözcüklerle oynayarak dili neşeli bir oyun alanına dönüştüren Fransız yazar Georges Perec’in ünlü romanı Yaşam Kullanma Kılavuzu ( La Vie Mode d’Emploi)’’ masanın üzerinden gözüme çarpınca, bu kılavuzda ‘’sevdalı olmak’’ maddesinin karşısında, onların hikâyesi yer almalı diye düşündüm. Aysel’in kocasının gözlerini açıp bir kez ona bakmasını isteyen sesi, yaşamanın coşkusu, varolmanın dayanılmaz müjdesi ile odanın içini çınlatıyor, evin içine yayılıyordu. Birkaç yıl önce geçirdiği ani hastalık sonucunda sürekli yatak hayatına geçen Nihat’la konuşması tepeden tırnağa sevgi doluydu, sevda yüklüydü.

Bize gösterilen, sağdan soldan, popüler olandan şırıngalanan aşk ile sahici olan sevdanın birbirinden ne kadar apayrı olduğuna ilişkin farkındalığım tam karşılığını bulmuştu. Zaten bir süredir aşk sözcüğünü kullanmıyorum. Aşk sözcüğü öylesini değişti, analamını yitirdi ki tıpkı seni seviyorum sözü gibi. Sevgilim, aşkım sözcükleri olmadık kişilerle olmadık yerlerde söylenir durur oldu. Müşteri banka çalışanına, minibüs şoförü durak kâhyasına,  hemşire hastasına bir şeyler anlatırken aralara giren, sıradan, tanıdık sözcükler oldu.

O sözcüğün yerine ‘’sevda’’yı koydum ben.  Bu yüzden onların sevda hikâyesine de Sevda Sözleri diyeceğim, Cemal Süreya’nın şiir kitabının adını çalıp. Nihat’ in yattığı özel yatağın hemen solundaki duvarda geniş bir panonun üzerine fotoğraflar yerleştirilmiş. Üzerinde yaşanmışlığın sıradan ve önemli anlarına ait birlikte çekilmiş olanlar kadar sadece Nihat’ın resmedildikleri de var. Sağ taraftaki  masanın üzeri ise kola kutularını benzeyen onlarca yuvarlak metal kutu ile dolu.  Nihat’ in şeker gibi ellerden bal tadında üç öğün midesine giden besini taşıyorlar.

Öğünsüz, zamansız, sık sık, gece yarısı, gün doğumu, akşam alacası, yanıbaşına gelip onunla konuşan, o gün olan biteni ona anlatan, arkadaşını-yakınını onunla tanıştıran,  sevincini-kaygısını onunla paylaşan, onu yaşatan en temel besini ise,  Aysel’in sevdası.

Nihat’ in yatması dışında değişik olan bir şey yok. Hep daha mutlu ve özgür bir dünya mümkün diyen duruşlarından hiçbir şey kaybolmamış. Birlikte soluk alıp veriyorlar, havayı doyasıya paylaşıyorlar.

Nihat’ı, Aysel ile birlikte görmeden evvela insanın böylesine bitkisel hayat içinde yaşamasının tartışılır olduğunu düşünüyordum. Doktorların umut vermediği sürece, bu şekilde varolmanın hiç bir anlamı yoktu. Yaşamak sabah gazetelerine bakıp akşam televizyon izlemekse, öğlen yemeğinde zeytinyağlı taze fasulyeyi çoban salatasıyla yemekse,  arkadaşınla memleket meseleleri konuşmaksa,  tiyatroda oyun izlemekse, büyük bir mağazadan mavi bir kazak almaksa yaşamak. Bunların hiçbiri yoktu.

Yaşıyordu. Çünkü birbirlerine sevdalarını adamakıllı, derinden, kayıtsız şartsız sunuyorlardı.
Ben anladım. Yaşamak Sevdalı Olmaktır, hanımlar beyler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 19/02/2011 by in Yazıları and tagged , , .

Twitter’dan..

Hata: Twitter hesabının erkese açık olduğundan emin olun.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

%d blogcu bunu beğendi: