nükhet eren

…düşleyin siz de!, dedi, birkaç satırlık küçük düşler, uzun destanların kapısını açar…

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi I – Sevim Kozal

Yaratıcı Yazarlık Atölyesi kasımın ilk haftası Koşuyolu Mahalle Evi’nde başladı. Hocamız Nükhet Eren atölye çalışmalarını iki bölüm halinde planlamıştı. İlk bölüm on haftalık bir süreci kapsıyordu. İkinci bölümde ise konuklarımızla atölye çalışmamız devam edecekti.

İlk ders “yazmak ne demektir” ile başladı. Kimine göre hayal ettiğini gösterebilme cesaretiydi. Kimine göre büyük bir yolculuktu. Kimine göre ise varoluşun söze dökülüşüydü. Herşeyden önce yazmak, yaşamak gibi ciddi bir işti. Yazmak emek işiydi ve bunun sonucu bir kuşun hafifliğiydi.

İlk cümlenin sıkıntılı olduğunu, başlığın öyküde ve romanda somut olduğunu, birinci tekille başlamanın rahat olduğunu, öyküde gereksiz hiçbir ayrıntıya yer olmadığını, yazmanın araçları olduğunu öğrendik. Ay’ı Boyamak (Semih Gümüş) ve Anna Karenina (Tolstoy) temel kitaplarımızdı. Öykü incelemeleri ile olaya hızlıca giriş yaptık. Vüsat O. Bener, Tomris Uyar, Doris Lessing, öykülerini incelediğimiz yazarlardan bazıları oldu. Her dersin sonunda ödevlerimiz vardı.

Önceleri hepimiz tedirgindik. İlk cümleye nasıl başlayacağını bilememenin getirdiği acemilik, Nükhet Hocanın yapıcı eleştirileri ile geçip gitti. Yazmak için beslenmek, okumak şarttı. Bir yandan da Anna Karenina’yı okuyorduk.
Öykü yazarken beş duyuyu harekete geçirmenin önemini öğrendik. Olay örgüsü nedir, kurgu nasıl yapılır yavaş yavaş çözmeye başladık. Anlatmaktan çok göstermenin gerektiğini, incelediğimiz örnek öykülerle kavradık. Hep beraber bir berber dükkanına girdik. Gördük, duyduk, kokladık, dokunduk ve tadını aldık. Betimlemeyi öğrendik.

Kurmacada asıl sorunumuzun zaman yönetimi olduğunu, neden- sonuç ilişkisini doğru kurmamız gerektiğini artık anlamıştık. Yazdıkça ve okudukça bilgimiz, becerimiz, hevesimiz arttı. Daha rahat kurgular olduk. Artık derin bir denizde korkmadan yüzüyorduk. Birbirimizin yazdıklarını okumaktan, dinlemekten ayrı bir keyif alıyorduk. Grubumuz oturmuştu. Üçüncü hafta atölyeye sığmayan gruptan geriye, sadık emektarlar kalmıştı. Yaşam da böyle değil miydi?  Yola çıktıkların ve yanında kalanlar ! On hafta su gibi akıp gitmişti.

İkinci bölümde konuklarımız oldu. Şiire başlamıştık. Şairler başucumuza geldi. Önce Deniz Durukan, sonra Eray Canberk bize şiirin ne olduğunu anlattılar. Her şairin bir poetikası vardı. Şiir yazmak, düz yazı ve kurmacadan çok farklıydı. Herkes şiir yazabilirdi ama şair olmak her babayiğidin harcı değildi. Senaryo yazma üzerine konuğumuz Selahattin Yıldız bize sinemanın diliyle seslendi. Görüntü sözü nasıl yenmiş onu anlattı.

Sonunda az gittik, uz gittik dere tepe düz gittik. Bir de dönüp baktık ki bir kalem boyu yol gitmişiz. Atölye çalışmalarımız grubumuz için son derece keyifliydi. Daha yolun çok başındayız bunu hepimiz biliyoruz. Emek ve sabırla devam etmemiz gerektiğinin de farkındayız. Nükhet Hoca olmasa bu kadar yol alır mıydık bilmiyorum. Bize yazma cesaretini veren ve sürekli yol gösteren, neler yapabileceğimizi bize hissettiren Nükhet Hocaya sonsuz teşekkürler.  

Sevim Kozal,  Şubat 2011

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 19/02/2011 by in Paylaştıkları and tagged , .

Twitter’dan..

Hata: Twitter hesabının erkese açık olduğundan emin olun.

İletişim

nukheteren yahoo.com

Fotoğraflar..

%d blogcu bunu beğendi: